Cumartesi, Ağustos 12, 2006

Eşeklere Yazıyorum


Eşeklere yazıyorum, eşeklerle konuşuyorum çoğu zaman. Sırtına tuğlalar yüklenmiş ve onları taşımakla yükümlü olduğu içgüdüsüyle yaşayan eşeklerle. Yaşıyorlar mı? Kölenin hayatı yoktur. Onun hayatı, efendisinin yaşamının küçük bir ayrıntısını tamamlamak için vurulmuş bir zincirdir.
20.10.2000.

Madam Simone de Beauvoir'i okuyorum günlerdir. Eserinin ismi "KADIN". Üç ciltlik dev bir yapıt. Olağanüstü derecede harika. Ama Beauvoir'in yönteminde ve olaylara yaklaşımında hatalar var. Yöntem olarak tekrarcı, bayıltıcı bir eleştiri. ERKEK'e ve erkek soyunun egemenliğine devamlı çatıp duruyor. Yazara "tarihin erkeklerin tekelinde olduğu ve erkekler tarafından yazıldığı" konusunda hak veriyorum. Ama hangi ERKEK? Bu soruya cevap vermek gereğini bile duymamış, "Bay" Kadın yazarımız.
21.10.2000.

Latinler "soluklanmaya" - "re-spiratio" derler. Sözcük aynı zamanda "yaşama geri dönmek" anlamına da geliyor. Her soluklanma yaşama geri dönmedir zaten. Yaşama dönme, yaşama koşma, koşuşturma. İnsan, soluklanmayla kendi bedenine tıkanmış. Nefes, bir korku anıdır. Bu an, her saniye bizle birlikte yaşar; daha ziyade her saniye bizi korkutup durur. Bu satırları yazarken bile bu anın korkusu altındayım. Bu korku anı, içten bir sıcaklıkla varlığımızın içini dışına, dışını da içine çekip durur. Bu korku, bizim aydınlığa ve karanlığa aynı anda açılan kapımız. Açılan ve kapanan.
26.11.2000.

Tabiat örtünmeyi sever. Örtünmek, yani utanmak. Yasak meyveyi tadan ilk insana İncir yapraklarıyla örtünmeyi kim öğretti? Adem'in düşün gücü, silah yapmakla mı parladı? Yaprak bir silah mıdır? Örtü, bir savunma mıdır? Neye ve kime karşı?
26.11.2000.

Ramazan'ın ilk sahuru. Aç kalmak veya kalmamak işte bütün mesele bu! İki şık arasında gidip geliyorum. "Aç kalmak" dedim, benim için öyle. Niyetimde kararsızım, karanlığım, inançsızım.
26.11.2000.

Kiekegaard "insan yürüyor da yürüyor" diyor. Durmak için yürüyor olmalı, durdurulmak için, yorulmak için.
26.11.2000.

1 yorum:

Kevser Banu dedi ki...

Nadir Bey;

* Eşekleri mi suçluyorsunuz? Neden? Hayatsızlıktan şikayet etmiyorlar hem...Hayatı bu sanıyorlar ya da...Yaşama sanrısı gerçek yaşamdan daha az özgürlüğe izin verir ama bu kabullenmişlik de çizilen kölelik sınırının içinde mükemmel yaşam sanrısına sebep olabilir. "Eşekler, samana sahip olmayı, altına sahip
olmaktan çok severler" diyor Herakleitos...Tek ihityacı olduğuna inandığıyla beraber olan da bu mutmain saymaktadır kendini, bunun bir yanılgı olduğunu bilmeyerek. Ama bu bahsin aza kanaatle hiç ilgisi yoktur. Yükü öyle olmadığı halde, kendi bedeninin bir parçası sanan eşek aklın, samanla cenneti bulduğu sanrısına kapılıp hayalgücünden yoksun yaşadığı köleliktir.

Ki düş gücünden yoksunluk sorgulamamak demektir. "Düşle aynı hamurdandır insan" diyor Shakespeare... Bu erken vazgeçiş ya da mutmainlik hissi insanı fıtratına da ters düşürür. İşte o zaman sırtına saplanan okların da, bindirilen dağların da hesabını kimseye soramaz.

*Kiekegaard'ın sözünü okurken aklıma gelen şarkıyı da yazayım gitmeden:

-(I'm looking for attention
Not another question
Should you stay or should you go?
Well, if you don't have the answer
Why you still standing here?
Hey, Hey, Hey, Hey
Just walk away
Just walk away, just walk away until be tired)

-Şimdi çevirelim;

Özen arıyorum
Başka bir cevap değil
Kalabilirdin ya da gidebilirdin de
Pekala, cevabın yoksa
Neden burda duruyorsun?
Hey...
Hadi uzaklaş
Hadi uzaklaş, yorulana kadar yürü...