Pazar, Temmuz 30, 2006

Fırtınalar 2: MSN Notları


aşık olunca avuçlarım kızarıyor

ilk sevgilimin adı L… idi

bana elma çalmıştı mutfaklarından

ona kendimi sevdirene kadar neler çektim

boğuluyordum neredeyse

rakiplerimi bile ortadan kaldırdım

eşini ayartmak için mücadele veren belgesellerde gördüğümüz maymunlar gibiydim

şişko bir annesi vardı

sanki Ortaçağ cadılar döneminden geriye kalmıştı kadın

ölmüşse, türü kesilmiş olmalı

güzel gözleri vardı

kafam cennet bahçesinde bütün günah meyvelerini yiyecek kadar hayalle doluydu onun yanında

birbirimize tutsaktık

kim, kimim gönül zindanında belli değildi

sanırım diğer aşklarımda hep onu aradım

ama bir L… daha gözükmedi aşk falımda bana

birde gerçekten aşık olduğum A… isminde bir kıza vuruldum

ufak tefek bir şeydi.

bakışları güzeldi

sanki sarmaşık gibi sarıyordu insanı gözleri

ters bir ilişki yaşadık onla: o sevdi ben sevmedim, ben sevdim o sevmedi, sonrada kırıldı

sanırım zayıf olduğumu görünce koptu

bir dostum kadınlar şiiri severler ama şairleri sevmezler derdi.

şairleşince kaçıyorlar

birçok mektubumu ona yazdım

aşkın korku tünelinden bir jet gibi geçtim onun için

ama olmadığına seviniyorum

sanırım, onları ben yarattım

onlar benim sevdiğim gibi değillerdi

ben onların kısa ve küçük parmaklarını upuzun sanarak elime aldım

ben onların yanaklarına kendi kalp zarıma dokunur gibi dokundum

bir heykel yarattım önümdeki çamurdan

iyi ki kurtuldum ve böylece aşka dair inancımı da yitirdim

şimdi bir aşk dinsiziyim

sevdiğim gölgelere mezar kazdım mektuplarımda

ve hepsini oraya gömdüm

şimdi efkarlanınca sadece ziyaretlerine giderim

evet komik. komik çünkü girdiğim bütün kalplerin kapısında takılı kaldım

ve sonra da kendi canavarımı yarattım

yatakhanedeki aşık çocukların sevgi mektuplarını ben yazardım

birçoğu benim mektuplarımla tavlamışlardır sevgililerini

o kadar beceriksizlerdi ki

yazdıklarımı birde saatlerce onlara anlatırdım

okuma yazma bilmeyene divan öğretmek gibi bir şey bu

adamın derdi sevgili edinmek, ben ise sözlerimle onları kelepçeye vuruyordum

birkaçı inanmıyordu zaten

çünkü koluna girdiği hergelenin edebi bir sözcükten mahrum kaldığını hemen anlıyordu bir çoğu

ertesi gün için, hadi Nadir başka bir strateji bul derlerdi

genelde bulunurdu da stratejiler

yeter ki erkek inandığına kendisi inansın, kadını inandırmaya ne var ki

bir şeyi unutmayalım

ben kitapların sayfalarından fırladım

bazen de oradaki kahramanları oynadım

ama bu ülkede çok az insan kitap okuduğundan benim hangi romandan çıkıp geldiğimi fark etmediler bile. kitapların dilinden konuşuyorum, evet bu gerçek

Marks’ın hayatını okuyordum bir ara. Marks sevgilisinin karşısına geçmiş ve ona bir

mektup okumuş, ardından da sevgilisine seni seviyorum demişti

ben de sevdiğim bir kıza aynısını yaptım

kabul etmez mi? o dönem zor bir sezon geçirdik

kitaplar genelde sevgililerin dilinden konuşurlar

kitapların dilinden konuşmak estetiktir

estetik yani güzellik

ama ben yani konuşan olarak güzel değilim. Okuduğum romandaki yakışıklı kahraman değilim.

bir bedenim ve kelimelerle beslenmeyi alışkanlık yaptım kendime

ben sözlerimle yaşıyorum, yaşatıyorum

evet, artık kendi sözlerimi konuşuyorum, ama üslubumu kitaplardan arakladım

mürekkep afyon gibidir, alışan bir daha bırakamaz

ben yazar olmak istedim ve iyi yazmak zorundayım

Bukovski bir eserini yeteneksiz yazarlara adamış

Yazmayı beceremeyen adam bence kaleme bulaşmasın

kelime güzeldir

vahiy de bir kelime

günah da

aşk da

kelime olmayan şey aslında yoktur

Tanrı’ya inanmayanlar asla Tanrı kelimesini inkar edemiyorlar

bu yüzden kelimelerden korkmadım, onları en nadide sevgililer gibi okşadım

kelimelerin cisimleşmesini ister insan

bedenleşmesini

kelimler dokunuyor insana

kalkanını kullan

sen de kendi kelimelerden oluşan mızraklarını fırlat

belki bende yaralanırım ve o zaman susarım

trajedi aslında gözlerimizde başlar

bakışlarımız her şeyi yakalayabiliyor

yakalıyor ve yutuyor

aslında bizler birer bakış avcılarıyız

satırları, kelimeleri, gördüklerimizi böyle avlarız

her insan kendi aşkının tarifinden sorumludur

bu ansiklopedilerde yazmaz zaten

şu an sadece kabloların ucunda bir insanın kelimelerimi okuduğunu düşünüyorum

okunduğumu düşünüyorum.

nasıl okur, neden okur, niçin okur bilemem

ve bilmemeliyim

ama okuyor

sayfalarımı çeviriyor bir el

ve ben buna gönüllüğüm

bir kütüphanenin tozlu raflarından masya inmiş gibi gönüllü

ve belki de o kütüphanede yüzlerce kitaptan sadece biriyim bu mutluluğa erişen

ama kitap okumak asla pişmanlık vermeyeceği için okur da bundan memnun gibi

o sayfalar arasında en çirkin yaratık bile kelime olup cansızlaşmış olduğundan zararsız sayılır

ne var ki bütün kitapların da bir finali vardır

işte bu yüzden finalimi inanılmaz denecek kadar etkili yapmalıyım

8 yorum:

Adsız dedi ki...

:)

Adsız dedi ki...

:)

n-marmara dedi ki...

Ey Anonim, efendi ol ve sırıtma

Yerim seni:)

yollardagezer dedi ki...

"...ne var ki bütün kitapların da bir finali vardır

işte bu yüzden finalimi inanılmaz denecek kadar etkili yapmalıyım..."


klasik ama etkili bir son önerisi:

- prens ve prenses sonsuza dek mutlu yaşadılar...-

-the end-

başka bir anonim dedi ki...

şair evli ise birde dini hassasiyetleri varsa(yani dinci ise) yazdıkları olsa olsa felsefe olur. Şair dediğin bekar olmalı.Sonsuza dek mutlu yaşamaya koyulan prens ve prensesler aşkı ne kadar yazabilirler acaba?Sadece bir düş-ünce.

n-marmara dedi ki...

Sevgili Başka Anonim, şair bekarmış, ama şu prenses milletinden de az çekmemiş...

Adsız dedi ki...

iman... sadece inanmak satirlara dokunulmamis kelimeleri dizmek icin kafidir...

iman edenler icinse bir tebessüm nice kelimleri devirir...
sevene ya da sevgisine iman etme...
hayat garip.

Adsız dedi ki...

teşekkürler...........