
aşık olunca avuçlarım kızarıyor
ilk sevgilimin adı L… idi
bana elma çalmıştı mutfaklarından
ona kendimi sevdirene kadar neler çektim
boğuluyordum neredeyse
rakiplerimi bile ortadan kaldırdım
eşini ayartmak için mücadele veren belgesellerde gördüğümüz maymunlar gibiydim
şişko bir annesi vardı
sanki Ortaçağ cadılar döneminden geriye kalmıştı kadın
ölmüşse, türü kesilmiş olmalı
güzel gözleri vardı
kafam cennet bahçesinde bütün günah meyvelerini yiyecek kadar hayalle doluydu onun yanında
birbirimize tutsaktık
kim, kimim gönül zindanında belli değildi
sanırım diğer aşklarımda hep onu aradım
ama bir L… daha gözükmedi aşk falımda bana
birde gerçekten aşık olduğum A… isminde bir kıza vuruldum
ufak tefek bir şeydi.
bakışları güzeldi
sanki sarmaşık gibi sarıyordu insanı gözleri
ters bir ilişki yaşadık onla: o sevdi ben sevmedim, ben sevdim o sevmedi, sonrada kırıldı
sanırım zayıf olduğumu görünce koptu
bir dostum kadınlar şiiri severler ama şairleri sevmezler derdi.
şairleşince kaçıyorlar
birçok mektubumu ona yazdım
aşkın korku tünelinden bir jet gibi geçtim onun için
ama olmadığına seviniyorum
sanırım, onları ben yarattım
onlar benim sevdiğim gibi değillerdi
ben onların kısa ve küçük parmaklarını upuzun sanarak elime aldım
ben onların yanaklarına kendi kalp zarıma dokunur gibi dokundum
bir heykel yarattım önümdeki çamurdan
iyi ki kurtuldum ve böylece aşka dair inancımı da yitirdim
şimdi bir aşk dinsiziyim
sevdiğim gölgelere mezar kazdım mektuplarımda
ve hepsini oraya gömdüm
şimdi efkarlanınca sadece ziyaretlerine giderim
evet komik. komik çünkü girdiğim bütün kalplerin kapısında takılı kaldım
ve sonra da kendi canavarımı yarattım
yatakhanedeki aşık çocukların sevgi mektuplarını ben yazardım
birçoğu benim mektuplarımla tavlamışlardır sevgililerini
o kadar beceriksizlerdi ki
yazdıklarımı birde saatlerce onlara anlatırdım
okuma yazma bilmeyene divan öğretmek gibi bir şey bu
adamın derdi sevgili edinmek, ben ise sözlerimle onları kelepçeye vuruyordum
birkaçı inanmıyordu zaten
çünkü koluna girdiği hergelenin edebi bir sözcükten mahrum kaldığını hemen anlıyordu bir çoğu
ertesi gün için, hadi Nadir başka bir strateji bul derlerdi
genelde bulunurdu da stratejiler
yeter ki erkek inandığına kendisi inansın, kadını inandırmaya ne var ki
bir şeyi unutmayalım
ben kitapların sayfalarından fırladım
bazen de oradaki kahramanları oynadım
ama bu ülkede çok az insan kitap okuduğundan benim hangi romandan çıkıp geldiğimi fark etmediler bile. kitapların dilinden konuşuyorum, evet bu gerçek
Marks’ın hayatını okuyordum bir ara. Marks sevgilisinin karşısına geçmiş ve ona bir
mektup okumuş, ardından da sevgilisine seni seviyorum demişti
ben de sevdiğim bir kıza aynısını yaptım
kabul etmez mi? o dönem zor bir sezon geçirdik
kitaplar genelde sevgililerin dilinden konuşurlar
kitapların dilinden konuşmak estetiktir
estetik yani güzellik
ama ben yani konuşan olarak güzel değilim. Okuduğum romandaki yakışıklı kahraman değilim.
bir bedenim ve kelimelerle beslenmeyi alışkanlık yaptım kendime
ben sözlerimle yaşıyorum, yaşatıyorum
evet, artık kendi sözlerimi konuşuyorum, ama üslubumu kitaplardan arakladım
mürekkep afyon gibidir, alışan bir daha bırakamaz
ben yazar olmak istedim ve iyi yazmak zorundayım
Bukovski bir eserini yeteneksiz yazarlara adamış
Yazmayı beceremeyen adam bence kaleme bulaşmasın
kelime güzeldir
vahiy de bir kelime
günah da
aşk da
kelime olmayan şey aslında yoktur
Tanrı’ya inanmayanlar asla Tanrı kelimesini inkar edemiyorlar
bu yüzden kelimelerden korkmadım, onları en nadide sevgililer gibi okşadım
kelimelerin cisimleşmesini ister insan
bedenleşmesini
kelimler dokunuyor insana
kalkanını kullan
sen de kendi kelimelerden oluşan mızraklarını fırlat
belki bende yaralanırım ve o zaman susarım
trajedi aslında gözlerimizde başlar
bakışlarımız her şeyi yakalayabiliyor
yakalıyor ve yutuyor
aslında bizler birer bakış avcılarıyız
satırları, kelimeleri, gördüklerimizi böyle avlarız
her insan kendi aşkının tarifinden sorumludur
bu ansiklopedilerde yazmaz zaten
şu an sadece kabloların ucunda bir insanın kelimelerimi okuduğunu düşünüyorum
okunduğumu düşünüyorum.
nasıl okur, neden okur, niçin okur bilemem
ve bilmemeliyim
ama okuyor
sayfalarımı çeviriyor bir el
ve ben buna gönüllüğüm
bir kütüphanenin tozlu raflarından masya inmiş gibi gönüllü
ve belki de o kütüphanede yüzlerce kitaptan sadece biriyim bu mutluluğa erişen
ama kitap okumak asla pişmanlık vermeyeceği için okur da bundan memnun gibi
o sayfalar arasında en çirkin yaratık bile kelime olup cansızlaşmış olduğundan zararsız sayılır
ne var ki bütün kitapların da bir finali vardır
işte bu yüzden finalimi inanılmaz denecek kadar etkili yapmalıyım
7 yorum:
:)
Ey Anonim, efendi ol ve sırıtma
Yerim seni:)
"...ne var ki bütün kitapların da bir finali vardır
işte bu yüzden finalimi inanılmaz denecek kadar etkili yapmalıyım..."
klasik ama etkili bir son önerisi:
- prens ve prenses sonsuza dek mutlu yaşadılar...-
-the end-
şair evli ise birde dini hassasiyetleri varsa(yani dinci ise) yazdıkları olsa olsa felsefe olur. Şair dediğin bekar olmalı.Sonsuza dek mutlu yaşamaya koyulan prens ve prensesler aşkı ne kadar yazabilirler acaba?Sadece bir düş-ünce.
Sevgili Başka Anonim, şair bekarmış, ama şu prenses milletinden de az çekmemiş...
iman... sadece inanmak satirlara dokunulmamis kelimeleri dizmek icin kafidir...
iman edenler icinse bir tebessüm nice kelimleri devirir...
sevene ya da sevgisine iman etme...
hayat garip.
teşekkürler...........
Yorum Gönder