Pazartesi, Temmuz 31, 2006

Dilimden Kelimler - I


1.Unutulur muyum gerçekten?
1.1. İnsan da “unutmak” demek değil mi?
1.2. Keşke “insan” sözü olmasaydı dilimizde. Ne güzel olurdu birbirimize “unutan” diye seslenmek. “Unutanlar” diye başlasaydı “insanlar” diye hitaplarımız. Hiç şikayetimiz olmazdı belki, unutuldukta ve unuttukta birbirimizi.
1.3. Mazeret mi bu? Belki evet, belki hayır. Ama bütün yaşamlar bu kelimeyi yaşayarak tatmış tattırmış unutmayı kendilerine, diğerlerine. Unutarak geçiştiririz içimizi acıtan sözleri, unutarak gömeriz bütün değerleri. Unutarak saklarız bütün günahlarımızı ve unutarak susarız erdemi bulmuşçasına. Unutarak kısaltırız yaşamımızı. Unutarak sürdürürüz soyumuzu. Unutarak kapatırız umuda kapılarımızı.
1.4. Unutulurum! Biliyorum. Çünkü bende unutanlardan ve unutulanlardanım.

2. Konuşan kim?
2.1. Ben mi, dil mi?
2.3. En eski ağaçtır dil, meyvesi kelimeler. Her insan bu anlamda çiftçidir. Kelime diker diline, kelime temizler dilinden. Kelime yer, kelime kusar, kelime satar, kelime alır. Kelimelerle okşarız sevdiklerimizi, kelimelerle acıtırız kalplerimiz. Kelimelerle satarız kendimizi. Kelimelerle kurulur her ömür. İnsan doğmadan önce adı doğar. Adıyla doğar. Kelimelerle başlar tanışlıklar, kelimelerle son erir ilişkiler. Sevapta kelime, günahta.
2.4. Bir arkadaşım vardı, dilsizdi. En büyük isteğinin diliyle kelimeleri tatmak olduğunu söylerdi. “Konuşmadan ölmek istemiyorum” derdi, elleriyle kelimeleri avuçlarına hapis edercesine.
2.5. Bir rüya görmüştüm. Kaynar bir sahrada her kes kendi dilinin gölgesine sığınmıştı.
2.6. Konuşuyorum. Konuşarak koşuyorum susmaya doğru.

3. Nasılsınız?
3.1. Neden sorar insan nasıl olduğunu birbirine?
3.2. Birbirini nasıl diye merak eder insan. Birbirinin nasıl olduğunu görerek gelişir, genişler ve nesilleşir. Nasıla bağlı selamlarımızın gerisindeki yaşamlarımız. Nasıl üzerine kurulu hayatlarımız.
3.3. En kolay yanıtlarımızı bu soruya veririz. En uzun, nasıl diye sorulduğunda konuşuruz. Sevdiklerimizin bizim nasıl olduğumuzu ve nasıl biri olduğumuzu sormaları mutluluk veriri yüzümüze. Nasıllarla anlatırız aşklarımızı, acılarımızı. Her şeyin nasıl olduğunu öğreniriz. Nasıl olduğumuzla övünür, küçülürüz. Neyi nasıl yaptığımıza bağlı her şey. Nasıl yaşadığına ve öldüğüne bakarız sevdiklerimizin ve sevmediklerimizin.
3.4. Nasıl olduğumu bilmiyorum. Bilmediğimi susarak nasıl anlatacağımı biliyorum ama.

4. Nisan.
4.1. Ayların biyografisi var mıdır?
4.2. En çok Nisan’da ağlar doğa. Nisâ gibi ağlar. Tabiatın gözü yaşlı halidir Nisan. Her fasıl bir sonrakini doğurarak ölür. Bütün aylar yaşamaz doğayı. Bu yüzden en güzel takvim Hicri’dir. Ay ömrü yaşar dünya bu takvimle. Ramazanı kışta da bulursunuz yazda da, baharda da. Bu yüzden ayların fasıllara ilişkin hasreti sonsuz değildir Hicride.
4.3. Ama Nisan öyle mi? Çivilenmiş gibi demir atmış, göz yaşından deniz olmuş tabiatın koynuna. Belki de bundan ağlar. Gözlerinden akan yağmurun kar taneciklerine dönüşmediğine, buz tutmuş ellerini kaynar güneşte yakmadığına üzülür ve hüzünlenir. Nisan, tabiatın dua ayı. Doğa üç aylık orucunu Nisan’da bozar, ağlayarak. Her canlı kendi çocuğunu ağlayarak doğurur.
4.4. Nisan, kalbimin buzul çağının erdiği ay.

5. Duvar.
5.1. Duvarsız mıdır duyarsızlarımız?
5.2. Duvarı olmayan her insan duyarsızdır. Tutarsızdır. Tıpkı ağaç diker gibi duvar diker insan kendine. Kendini kendinden korumak için.
5.3. Her şeyin bir sınırı vardır. Sınırsız olan bir sınır içine doğar. Duvar taş kalpli bir sınırdır. Kalbi olanın çektiği bir sınır. Kimi diliyle, kimi eliyle dizer tuğlaları birbirinin ardı sıra. Çatlak duvarlar çatlak beyinlerin eseridir. Fethedilemeyen kaleler kurmalı yazar kelimelerden. Sevenin kalesi gönlüdür, kapıları sonsuza açılır ancak. Duvar, yer yüzünün gökyüzüne dua için açılan elleridir.
5.4. Benim tuğlalarım kelimeler. Taşıyamayacağım kadar büyük ve ağır.

6. Son.
6.1. Her şeyin bir sonu olmalı mı?
6.2. Sonu olmayan tek şeyin sonsuzluk olduğu söylenilir. Ama bir şey söylendiği anda son bulur aynı zamanda. Sonsuzluk bir kelimenin içinde sonlanmışsa eger; bizde sonsuzluğu, sonu olanı yaşayarak buluruz. Sonu sonsuzlukla sonlandırarak tamamlarız hayatı.
6.3. Sonu gelmeden, neyin nasıl olduğuna karar verilmez. Her şeyin tartıldığı an sonun bittiği yerdir. Noktanın ağır bir kapı gibi kitabımızı yüzümüze kapattığı andır.

Önce “kelimeler” diktim dilime. Onları “Nisan”ın göz yaşlarıyla suladım ve korumak için bir “duvar” çektim. Sonra “nasıl” olsa “unutulacağım” değip “sonu” sonsuzluğa açılması için beklemeye koyuldum.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

özgün güzel bir tarz..ben de yazıyorum ve bazı yazıları gördüğümde bunu ben yazmış olmalıydım diyorum.bunun için de dedim

dirtybird dedi ki...

-duvarı oymak vardır.ve de duvarlardan geçmek
-nisanın mayısa çıkan buhur kokulu günleri

FMT dedi ki...

Dilimden kelimeler...
Bu kelimeler düşündürücü...
Her okuduğumda farklı kapılar açıyor bana...

Hocam, eyvallah...

mdy dedi ki...

kırık taşlar... avucundaki kırık taşlar...

oblomov dedi ki...

cehenneme gidince de unutulucaz dostum. cennette eğlenenlerin hayatında hiç olmamış olucaz. bir dostun hayatından, bir ananın yüreğinden çıkmaktır bu. cehennemin en büyük cezasıdır bu..

yüreğine sağlık.

n-marmara dedi ki...

Sevgili anonim,ilgin için teşekkür ederim.Yazılar zaten anonim dünyanın ürünü, adı gibi sen de o dünyanın insanıysan sorun yok. çok daha iyilerini yazacağınızdan eminim.

Sevgili Dirtybit ben sadece duvar işçisiyim, delmek benim alanım değildir. Mayısa gelince,her ayın muhakkak bir biyografisi vardır.

Sevgili Fatih, eğer gerçekten de düşündürdüysem, memnun olduğumu ifade etmek isterim.

Sevgili Davurum, kırık taşları benim duvarda kullanabiliriz.

Ve bay Mirza, cehenneme gideceğimi hiç sanmıyorum. Ama seni hatırlarım, söz. Cennet meyvelerinin yemediğim kısımlarını sana gönderirim. Bu kadar da yaparım yani bilirsin. Gözlerinden öptüm...