Cuma, Temmuz 21, 2006

Cemil Meriç’ten Aforizmler


Kime yazıyorsun bu mektupları? Domuzlar kutsal kitaptan anlamaz ki!

Sevgi feragattir. Senin his dünyan yarı kuru bir dere, Hint şairinin dediği gibi, insan ancak parmaklarının ucunu ıslatabilir sularında.Çiçekleri dikenleriyle beraber sevmesini bilirim. Hatta çiçeksiz diken bile sevimli.

Düşünce cangılında yolumuzu aydınlatan hırsız feneri: sempatilerimiz. Her çağda zekanın, karşısında yüz geri ettiği Herkül sütunları var.

Karanlık yağıyordu göklerden. Soğuk ve ıslak. Yerden karanlık fışkırıyordu, çamur gibi. Mezarlar arasında yürüyordu düşe kalka. Bir ışık parıldadı göz bebeklerinde. Işık bir kulübeden geliyordu. Koştu. Kapı açıktı ardına kadar. Ama kulübe boştu. Bir avuç soğuk kül vardı ocakta. Belli ki zavallı yolcu sarhoştu.

Söz zehirli bir kama. Ama kelimelerin gönülde açtığı yarayı ancak kelimeler iyileştirebilir: Aşil’in kılıcı gibi söz. Kelimeleri ciddiye almamalı. Bir avuç konfeti onlar. Günlerin rüzgarı hepsini alıp götürür. Bir rebabın tellerinden dökülen ses ne kadar rebabsa, kelime de o kadar insan. Kelime şuurun güneşinde eriyiveren bal mumundan düşüncelere giydirilmiş elbise. Kelime sinen, şahlanan, kanatlanan, kah uçuruma atılan, kah ufuklara süzülen rüya mahkumlarının boyunlarına takmak istediğimiz kement.

Öldürdüğün her canlıda ölen kendinsin.

Kadın da , bayrak gibi, bir sevgiyi mihraklaştırdığı ölçüde kutsallaşıyor.

Mağaradan kaçmak. Fakat nereye? Gece karanlık. Ve rüyalarından başka kılavuzun yok.

Düşüncelerin, müphemin duvarlarını aşmayacak. O duvarı korkuların ördü, korkuların ve şükranların. Sen bir kölesin, İbni Musa’nın kölesi değil, vehimlerinin kölesi.

Asrımız tonlarca mutluluk yarattı diyor, ama bu tonlarca mutluluk milyonlarca insanı ezdi. Zevkperestlerin mutfağına sırtlarında çuval çuval şeker taşıyan milyonlarca öküz. Netice: zevkperestleri için hasta bir karaciğer, öküzler için kırılan bir bel. Şeker latif, latif ama, yarattığı mucize bu.

Osmanlı rahatsız ediyordu Mustafa Kemal’i. Silinmesi gereken bir vesikaydı yakın tarih. Mazi zaman zaman gevezelik ediyordu. Dil devrimi Selanik’in İstanbul’a isyanıydı, Selanik’in ve bütün Anadolu’nun. Dil devrimi kamusa Anadolu’nun doluşudur.

Tarih inatçı bir katır, kamçısız yürümüyor.

1876 Anayasası küffarı aldatmak için ilan edilmiş. Çöküş devirlerinde Avrupa’yı kızdırmaktan korkmuşuz hep. Kapitalizm için sadece Pazar olmuşuz.

Türkiye’de fikir her zaman bir anakronizmdir.

Benim hiçbir mektubum sahibini bulamamıştır.

Hatıralar çürüyüveriyor dalında. Çabuk koparılmaları gerek. İntibalar sıcak sıcak sunulmazsa tadını kaybediyor.

En güzel şarkılar en ümitsiz olanları

Kant için kadın yok. Anquetil için kadın yok. Demek Nietzsche haksız. İnsan isteyince tanrılaşabiliyor.

Kleopatra’nın bütün aşıklarını kıskanırım. Bir şiir için öldüler.

Bazen bir kuyuya benziyor hayat. Kör, pis, zehirli bir kuyuya.

Varlığım bir tele asılıyor.

Ezelden beri zırhsızım.

Mühim olan değerimiz hakkındaki inancın sarsılmaması.

Çingene ruh hekiminden daha cana yakındır.

İnsan her şeyi söyleyemiyor. İnsan olduğu için söyleyemiyor.

İnsan da ilim gibi binlerce ciltte.

Sanat eseri tabiatı ifade etmeli, olabilir’den uzaklaşmamalı, edep dışına çıkmamalıdır.

Hoşa gitmek, etkili olmaktır.

Kesinti insanlar içindir, olaylar için değil.

Hayal söz konusu olunca mistik üstündür.

2 yorum:

Kevser Banu dedi ki...

Bunlar da Cemil Meriç'ten:

* "Dışarda bir deli haykırıyor: "Hakikati söyle!" Hangi hakikati?
Her mâbut, bir devrin hakikatiydi. Deva'lar dev oldular. Ahuramazda öldü, Zeus nerede?
İnsan, ormanda unutulan çocuk, yalan zırhı. Yalan hürriyete açılan kapı. Yalan, kaygıların bittiği liman.
Samson'un gücü saçlarındaydı, esirlerin gücü yalanlarında. Tarih yalan söyler, şiir yalan.
Geçen'i, değişen'i yazıya veya sese kalbetmek, yalanlaştırmak değil mi? Dudaklarımdan çıkarken öyle düşünüyordum. Gülümsediniz. Şuurun durgun gölü dalgalandı. Göl, artık o göl değil. Her yeni oluş'u nasıl kelimeleştirebilirim? Duygular kuşlardan ürkek."

* “Ve insanlar Homeros’un cennetindekiler gibi kucakladın mı kayboluyorlar. Hepsi birer gölge. Teneke bile değiller. Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına herşeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı.
Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu..”

* "Arzudan tutuşan parmaklarınla dallara boşuna uzanma Tantal. Meyveleri koparamazsın. Hem böylesi daha iyi değil mi?
O altın meyveler boyalı birer top. Serâbın büyüsü yok vâhada; rüyası muhteşem suyun, kendisi değil."

* "Spinoza, "Havaya fırlatılan taş konuşabilseydi kendi arzusu ile yola çıktığını söylerdi", diyor. Kasırgalı bir denizde çalkalanan sal bizden daha hür. Hangi limana yöneleceğiz? Riyazet kalesi metrûk bir harabe. Büyükler masal söyleyip uykuya dalmış Hayyam'a göre, ama onun sunduğu kadeh de köpük dolu değil mi? Eflatun'u sokaktaki adamdan ayıran: üslup.
Dâhi, bahtiyar tedaileri olan adam. Tedailere istikamet veren saikler sonsuz… Kapanan bir kapı, açılan pencere, müziç bir korna, gazetede okunan bir haber, havanın açık veya kapalı oluşu… hepsi irademizin dışında. Düşüncelerini dilediği ülkelere kanatlandırmak kimin haddi?"


* "Fransızlarda 'mezar taşları gibi yalan söylemek' gibi bir tekerleme var. Kendi hayat hikayesini anlatmak da buna benzer. Önce hafızamızın aynasında sadık akisler aramak ve onları infiallerimizin, egoizmimizin eklediği çizgilerden ayırdetmek kabil mi? Belki otobiyografik bir roman kaleme almak caiz. Ama birkaç sayfada bütün bir ömrün muhasebesini yapmak hem tehlikeli hem abes. Her hal tercümesi bir müdafaanamedir. Kendimizi tanımak irfanın varabileceği en yüksek merhale."

n-marmara dedi ki...

Sevgili Banu...

Bunlar tükenmeden uzayıp gidecektir...

Katkın için teşekkürler